Ailelere 10 altın öneri!

Okula başlama süreci, çocukların yaşayacağı ilk deneyimlerden biri olmasından dolayı çocuğa ve aileye güzel heyecanlar yaşatacak özel bir durumdur. Günümüz şartlarında okul öncesi eğitimin artması ile beraber ilkokula uyum süreci daha kısa sürede ve daha kolay gerçekleşmektedir. Ancak çocuğun okul ortamına girdiğinde ailenin ve öğretmenin göstereceği tutum, çocuğun kendisine ve okula olan güvenini yakından etkileyecektir. Dolayısıyla zamanının büyük çoğunluğunu okul ortamında geçiren bir çocuğun mutlu ve başarılı olabilmesi, arkadaşları ve öğretmenleri ile uyumlu ilişkiler içerisinde olabilmesi için ebeveynlerin dikkatle üzerinde durmaları gereken bazı konular mevcuttur.
Her çocuk kendine özeldir
Bu kural, okula başlayan çocukların ailelerinin unutmaması gereken en önemli altın kuralların başında yer almaktadır. Dolayısıyla ebeveynlerin çocuklarını olduğu gibi kabul etmeleri, daha dikkatli gözlemleyerek, mevcut ve geliştirilebilecek yetenekleri üzerinde durmaları, mutluluğu ve başarıyı yakalamanın en önemli etkenlerin başında yer almaktadır.
Çocuğun okula bağlanabilmesi, okula karşı olumlu duygular içerisinde kalabilmesi için, okulun, kendisinin yaşamında ne gibi olumlu değişikliklere neden olacağı ile ilgili çocukla sohbet içerisine girilmesi, ebeveynlerin kendi okul yaşamlarından ( öğretmen ve arkadaş ilişkileri ile ilgili) örneklendirmeler yaparak çocuğa karşı teşvik edici olması yerinde bir tutum olacaktır.
Okul, çocuğa karşı asla bir tehdit unsuru olarak kullanılmamalıdır. Örneğin; ” Okullar açılsa da şu yaramazlıklarından kurtulsam veya Yaptığın bu davranışları okullar açılınca öğretmenine anlatacağım sana ceza versin…” gibi yaklaşımlar çocuğun okuldan uzaklaşmasına neden olabilen yaklaşımlardır.
Başarının arttırılabilmesi ve devamlılığının sürdürülebilmesi için eleştirel yaklaşımlar yerine daha motive eden ve başarabileceğine karşı inanç arttıran yaklaşımlar çocuk üzerinde olumlu etkiler yaratacaktır.
Örneğin; Matematik dersine karşı ilgisi olmayan çocukla aşağıdaki örnekte belirtildiği gibi bir diyaloğa girilebilir.
Matematik dersini sevmiyor ya da zorluk yaşıyor olabilirsin ancak sen çalışkan ve azimli bir çocuksun. Dersi daha dikkatli dinler ve biraz daha çalışmaya gayret edersen daha başarılı olacağına inanıyorum
gibi motive edici düzeyi yüksek sohbetler etmek çocuğun cesaretini destekleyerek o derse karşı ilgisinin artmasını sağlayacaktır. Aksi taktirde çocuğun cesareti kırılacak ve matematik dersine karşı
Nasılsa yapamıyorum o nedenle çalışmama gerek yok
önyargısını taşımasına neden olacaktır.

Ailelerin önemle dikkat etmesi gereken bir diğer unsur ise, çocuklarını diğer çocuklarla kıyaslama yapmamasıdır.
Örneğin;
Bak falanca arkadaşın ne kadar başarılı, sen neden başarılı değilsin ?Ayşe’nin notları senden yüksek sen de onun gibi yüksek notlar almalısın.
gibi kıyaslayıcı yaklaşımlar, çocuğun kendine karşı özgüvenini zedeleyecek, başarılı olsa dahi çocuğun iç dünyasında ruhsal yaralanmalar yaşamasına ve kendisini değersiz görmesine neden olacaktır.
Okulda derslere karşı verilen emek ve gösterilen çaba, başarıdan çok daha önemli bir unsurdur. Çocuğa “ Sen yapamazsın, senden de bir şey olacağını sanmıyorum” gibi eleştirel yaklaşımlarla çocuğun kapasitesinin altında beklenti içerisinde olmak, başaracağına inanmamak çocukta azla yetinme eğilimine, özgüveninin sarsılmasına ve hedeflerini küçük tutmasına neden olacaktır.
Çocukla kurulacak iletişim açık, net, sade ve sevgi dolu olmalıdır. Aile içerisinde kurulan iletişim ortamı ne kadar coşkulu ve güçlü ise çocuğun okul başarısı ve çevresi ile olan iletişimi de aynı düzeyde olumlu olacaktır.
Aile ilişkilerindeki olumsuz tutumlar çocuğun panik, karamsarlık, hırçınlık, tembellik ve dikkatsizlik göstermesine yol açacaktır.
Çocuğun başarı durumu ne olursa olsun (başarılı, başarısız, vasat vb.) aile aşağıda sıralanmış olan soruları çocuğun kendisine sormasını sağlamalıdır.
Elde ettiğim sonuçlardan ders çıkarıyor muyum?
İyi yaptıklarımı daha iyiye götürebilir miyim?
Kötü yaptıklarımı düzeltebileceğimin farkında mıyım?
Ne yaptım?
Neleri iyi yaptım?
Neleri daha iyi yapabilirdim?
Nelerin farkına vardım ve ne öğrendim?
vb. soruları çocuğun kendisine sorabilmeyi öğrenebilmesi için aile tarafından verilecek olan destek, çocuğa her zaman okul yaşamında başarılı kılması için yol gösterici olacaktır.
Çocuklarına destek olmak isteyen anne-babalar; öncelikle çocuklarının yeteneklerini, ilgi alanlarını ve eğilimlerini fark ederek onları yönlendirici olmaları gerekmektedir. Bu da ancak;
*Yukarıda sıraladığımız önerileri ebeveynlerin de kendi yaşamlarında uyguluyor olmaları ve çocukla sürekli iletişim içerisinde olarak duygu paylaşımında bulunmaları ile mümkün olabilmektedir.
YAZ TATİLİNDEN SONRA ÇOCUĞUM OKULA MOTİVE OLAMIYOR. NE YAPMALIYIM?
OKULLARIN YENİ AÇILMASIYLA BERABER ÇOCUKLARDA OKULA KARŞI BİR DİRENÇ OLUŞABİLMEKTEDİR. BU DİRENCİN ÇOCUKLAR TARAFINDAN FARKLI ŞEKİLLERDE YANSITILDIĞI GÖRÜLMEKTEDİR.
*Yaz boyunca geç yatan ve geç kalkan, istediği şekilde hareket etmeye alışan çocuk, okulların açılmasıyla beraber daha düzenli olma zorunluluğundan dolayı bazı sıkıntılar yaşayabilmektedir.
Örneğin; geç yatmaya alışmış bir çocuk erken yatmak istemeyebilir, yine geç kahvaltı etmeye alışan çocuk, erken kahvaltı etmek istemeyebilir. Böylece rahat ortama alışmış çocukta okula gitmeye karşı bir isteksizlik oluşabilmektedir. Hatta bazı çocuklarda bu durum sık sık ağlama, inatlaşma, huysuzlaşma gibi olumsuz davranışlarla dışarıya yansıyabilmektedir.
*Özellikle okula yeni başlayan çocukların gözünde okul ortamı korkunç bir yer olarak algılanabilmektedir. Bu nedenle yeni bir ortama girecek çocuk ne ile karşılaşacağını bilemediğinden dolayı kaygılanarak karın ağrısı, bulantı, ishal gibi fiziksel rahatsızlıklar yaşayabilmektedir. Bu tür korkuların yaşanmaması için okulların açılmadan en az 1 hafta önce çocuğun yatma-kalkma saatlerini okul düzenine göre ayarlamak ve okulla ilgili motive edici konuşmalar yapmak gerekmektedir. Çocukta görülen bu tür fiziksel yakınmalar aşılamadığı takdirde durum okul fobisine dönüşerek psikolojik bir problem şeklinde yansıyabilmektedir.
Aynı zamanda bu tür çocuklar öğretmenlerine ve arkadaşlarına karşı saldırganca tutum sergileyebilmekte veya çevresine ve derslere karşı oldukça ilgisiz davranabilmektedirler.
Bu tür problemlerle karşılaşıldığında ailelerin üzerine düşen en önemli görev bir uzmandan profesyonel bir destek alarak sorunun duygusal travma boyutuna ulaşmadan çözülmesini sağlamaktır. Başlangıçta küçük sorunlar olarak karşımıza çıkan bu olumsuz davranışlar müdahale edilmediği takdirde çocuğun yaşam başarısına olumsuz şekilde yansıyabilmektedir.
Yeni girilen bu eğitim öğretim yılının tüm çocuklarımıza mutluluk ve başarı getirmesi dileklerimle…
Mutlu Yaşam Psikolojik Danışmanlık Merkezi
Uzman Klinik Psikolog Burcu Yarapsanlı ZAYİM

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir